26 Ekim 2021
Sonbaharda seyahat etmek, her zaman farklı bir panoramik güzellik sunmuştur. Ben de sonbaharda, Türkiye'nin kuzeyi Samsun'dan güneyi Antalya'ya, Türkiye'nin bir ucundan bir ucuna kısa da olsa bir sonbahar yolculuğuna çıktım. Gece yolculuğu yapıp sabah Antalya otogarındaydım, otogrdan kalkan ilk dolmuşla da Olympos'a geçiyorum.
Dağlardan giden anayol üzerinden kıyıya inmeden Olympos dolmuşunun bir mola yeri var, orda bir şeyler içip dağları izliyorum, sevdiğim noktalardan biri burası benim için.
Olympos'a gelip bungalow odama yerleşiyorum, günümün geri kalanı dinlenerek geçiyor. Yarın, Olympos'ta sabah güne erkenden gün doğumuyla başlamak ve gün içinde Olympos Dağı'nın zirvesine çıkmak için bu hippi kasabasına varış günüm dinlenerek geçiyor.
Sabah gün daha doğmadan kaldığım bungalowdan çıkıp antik kentin içinden geçerek sahile yürüyorum. İşte beklediğim manzara...
 |
Güneş daha doğmamış ama kızıllığı etrafa vurmuş |
Güneş denizin üzerinde yükseliyor, hem denize hem denizle bağlantılı göle hem sazlıklara hem antik kentin bazı yapılarına gün doğumunun kızıllığı vuruyor. Benim gibi gün doğumunu izlemek için sahilde oturanlar olduğu gibi bazıları koşuyor, bazıları yürüyüş yapıyor, bazıları gölde balık avlıyor.
 |
Bir balıkçı ve köpeği de erkenci |
 |
Antik kentin içlerine doğru vuruyor gün doğumunun ışıkları |
Gün doğumu renklerini seyrettikten sonra kalkıp yürüyüş yapıyorum sahil boyunca. Sahilde deniz kenarına oturmuş ney çalan bir erkek arkadaş var, neyi duyabilecek şekilde yakınına oturuyorum, onu çok da rahatsız etmemeye çalışarak. Bir süre ney dinliyorum, hem neyin hem de ortamın hem de anın güzelliğinin keyfini çıkararak. Neyzen arkadaşa hiç laf atmadan belki de neyin ağır ruh halinden kalkıp yürümeye devam ediyorum sahilde
Sahil boyunca yürüdükten sonra geri dönüp bu defa antik kentin içinde geziyorum, çam ağaçlarının arasında, tepelerdeki kaya mezarları ve kaya mezarlarının içinde güzeller güzeli lahitlere bakıyorum.
 |
Tarihten öylece bize bakan lahitteki yüzler |
 |
Bazı lahitler daha sade |
 |
Bazıları da farklı malzemeden yapılmış |
 |
Antik kentin yapılarının kalıntıları |
Kahvaltımı yapıp Olympos Dağı'ındaki Yanartaş Milli Parkı'na tırmanıyorum. Uzun bir süre sahil boyunca yürüyüp ilginç ağaçaların altından geçip zirveye tırmanmaya başlıyorum. Çok zorlayıcı bir tırmanış olmuyor, başkaları da var etrafta.
 |
Yanartaş Milli Parkı'na giderken karşıma çıkan ağaçalar |
Kayaçlardan oluşan bir zirveye geldiğimde farklı farklı bölgelerde kayaların içinde yanan ateşler ilginç geliyor. Kimyasal olarak doğalgaz sızıntısı olarak açıklansa da 2500 yıldır bu kayaların böyle yanmasıyla yanan kayalar Yunan mitolojisinin konusu olmuştur.
 |
Kayalıkların oyuklarından çıkan ateş |
 |
Bin yıllardır yanan ateş |
Zirvede zaman geçirip dönüş yoluna geçiyorum, dağdan inip sahil boyunca yürüyüp antik kentin içinden geçip bir hippi kasabası olan Olympos'a geliyorum. Bu hippi kasabasındaki ağaç evler ve ağaç evlerin süslemeleri dikkatimi çekiyor, kasaba içinde yürüdükçe ahşap üzerine birçok renkli çizim görüyorum. Onları izliyorum. Ahşap mimarinin sanatla buluştuğu mekanlar ve etraflarını sarmış sonbahar yaparakları.
 |
Kelebeklerle süslenen ahşap evler |
 |
| Mitsel öğelerle süslenenler |
 |
Biraz Uzak Asya yazı karakterleri ve yoga duruşları |
 |
Biraz da Anadolu motifleri |
 |
Renkli çizimlerin arasında kediler |
Bir gece daha Olympos'un ahşap evlerinde kalıp, bir sabah daha Akdeniz'in üzerinde gün doğumunu ve sonbaharı izleyip Kemer Göynük'eki bir eğitim çalımasına geçmek için yola çıkıyorum.
 |
Yine erkenciyim ve güneşin doğmasını bekliyorum |
 |
Güneşi selamlayan meditasyon yapanlar var |
 |
Kayaların rengi de kızıla dönüyor gün doğumuyla |
 |
Bir ördek de bu anın keyfini çıkaranlardan |
 |
Sonbahar renkleri, gün doğumu renklerine karışıyor |
Bu keyifli gün doğumu ve doğadan sonra Kemer'e yola çıkıyorum. Kalacağım hotel Göynük'te ve Göynük'e geldiğimde sanki Rusya'ya gelmiş gibi hissediyorum. Ana sokak boyunca tabelalar hep Rusça, bu beni oldukça şaşırtıyor.
Eğitim için geldiğim hotel de oldukça büyük bir hotel, hotelde kalma kültürüm çok olmadığı için ortamı çok benimseyemiyorum ama bu ortamda bulunmamın iki güzel yanı var; birincisi bildiğim arkadaşlarımla eğitimde birlikte olmak, ikincisi de hotel sahile çok yakın. Hotele yerleştikten sonra Göynük'ün sahilinde gün batımını ve Göynük'ün ilk sabahında da gün doğumunu izlemeye gidiyorum. O renk cümbüşleri büyülüyor beni.
 |
Göynük'te gün batımı renkleri ahşap iskelenin yalnızlığını daha da açığa çıkarmış |
 |
Bir martı da gün doğumu tablosunun güzelliğini tamamlıyor |
Birkaç gün boyunca eğitime katılıyoruz otelde bizim için ayrılan konferans salonlarında. Fırsatını buldukça da doğaya kaçıyoruz. Göynük Kanyonu da Toros Dağları eteklerinde bir ekip olarak gittiğimiz ve haşin kayaların, güldür güldür akan suların, asma köprülerin arasında vakit geçirmekten ve yaklaşmakta olan sonbaharı hissetmekten keyif aldığımız bir yer oldu.
 |
Toros Dağları'nın etekleri |
 |
Dere yataklarında asma köprüler |
 |
Yaz sonu sular iyice azalmış |
 |
Kanyonda kano yapanlar |
 |
Otlarda ve yansımalarda renkler |
 |
Eğitimden arkadaşlarımla kanyon yürüyüşü |
 |
...ve asma köprülerin keyfini çıkarma |
 |
Suya düşen sonbahar renkli çınar yaprakları |
 |
Ahşabın ve suyun gün doğumu renklerinde ahengi |
 |
Gün doğumunu hareketliliği |
 |
Fotoğraf makinemle ben de o hareketliliğin içindeyim |